Haydanlıya hayranım
Göksun/Doğankonak köyü

ögretmenden mektup var

ÖĞRETMENİMDEN MEKTUP VAR
 
Haydan&Doğankonak köyü ilk öğretim okulunda 3.sınıfa gidiyordum. Sene 1986… Mevsimlerden ilk bahar. Karlar yeni yeni eriyor, bahar yağmurları yağıyor, derelerde biriken sular çay olup çağıl çağıl akıyordu. Kimi zaman üstümüz başımız ıslanır suya düşerdik, kimi zamanda güneş içimizi ısıtınca ferahlardık.
Okulumuza Göksun’dan Ahmet Süslen adında bir öğretmen gelmişti. Genç, yakışıklı ve sempatikti.
Ellerini başımızın üzerinde dolaştırması bizi mutlu ediyordu. Onun gelişiyle derslerimiz ızdırap olmaktan çıkmış büyük keyfe dönüşmüştü. Bizimle ilgilenen bizi karşısında yarınların büyük adamıymış gibi gören bir öğretmenimiz vardı. Teneffüsler bir başka güzel oluyordu onunla olunca.
Özellikle bana andımızı okutur, bayrağı bana çektirirdi. Sadece benim değil tüm okulda ki arkadaşların gönlünde taht kurmuştu. Gururluyduk, sevinçliydik.
 
Ahmet öğretmenimiz köyümüzde Hürmüz Koçer amcanın evinde kalıyordu. Yaşımız küçükte olsa zaman zaman sorardık bir şey lazım mı? Suyunuz yoksa getirelim mi? Diye.
O da bazen teşekkür eder bazen de suya gönderirdi. Oturduğu evle çeşme arası uzaktı. Köyün ortasında bulunan pıngara gider oluklarından gürül gürül akan suyundan bidonları doldurur evine götürürdük.Biraz zahmetli olmasına rağmen öğretmenimizin suyunu taşımak  bize gurur veriyordu.
Amacımız kendimizi ona daha yakın hissettirebilmek, onunla olan bu güzel iletişimi devam ettirebilmekti.

Çok sürmez birkaç yıl kaldıktan sonra tayin kararı alır gitmeye karar verir. Bu haber bizi derinden üzer haberi duyan herkes sınıfta ağlamaya başlar. Hocam biz seni çok seviyoruz ne olur gitme! Bizler gerçekten gitmesini istemiyorduk.
Herkesle helalleşti nasihat ta bulundu.
“Çocuklar bu bir bayrak yarışı biri gider biri gelir önemli olan sizin okuyup adam olmanız. Bakın köyünüz küçük herkes imkânsızlık nedeniyle göçüyor. Ülkemizin çalışkan,dürüst,hizmet ehli,vatan ve milletine bağlı sizin gibi  nesillere ihtiyacı var”dedi.

Yumurta ve kurum karışımıyla elde ettiğimiz siyah boyayla boyadığımız adına kara tahta- yazı tahtası  dediğimiz tahtaya tebeşirle gideceği yerin adresini yazdı.
Belki birkaç tane vefalı öğrencim çıkar da mektup yazar düşüncesiyle.
Böylesine samimi candan öğretmenimiz olurda mektup yazılmaz mı hiç?
Gittikten sonra ilk adımı ben atayım dedim ve kısa bir mektup yazdım.
 
Aradan 2-3 ay geçmişti.Bir sabah hoca efendinin cenaze salası sesine uyandım. Vakit öğlene yaklaşıyordu. Komşumuz Hebi dayının oğlu Lümen Güvenç vefat etmiş cenazesi Kayseri’den köye getirilmişti.
O kalabalıkta bir ses beni sormakta
Aziz Akbal kim,nerde? Baktım postacı elinde bir mektup
Mektubunuz var size aitmiş der postacı abi.
Mektubu alıp zarfın üzerine bir baktım.
 
Gön: Ahmet Süslen   Sayın:Aziz Akbal Adres:Haydan &Doğankonak köyü ilk öğretim okulu 3.sınıf öğrencisi yazılıdır.
Mektubu okumadan sevinmiştim. O an tüm mutluluklar benim olmuştu.

Nasıl olmasın ki öğretmenim gitmiş beni unutmamış diğer arkadaşlardan bir farkımın olduğunu bana yazdığı mektupla hissettirmişti.
Siz olsaydınız sevinmez miydiniz?
 
Evet dostlar eğitim işi gönül işi sevda işidir. Yürek ister, emek ister.iyi bir eğitmen çocuk psikolojisini de iyi bilmesi gerekir.çünkü çocuklara yön verecek odur.kendi yeteneklerini öğrencileriyle paylaşır onları donanımlı bir şekilde yarınlara hazırlar. Öğretmen; hem eğiten hem de öğretendir. Onların işi sevgi aşılamaktır çocuklara. Bunun içindir ki kutsaldır bu meslek.
 
“Öğretmen bir muma benzer;erir fakat aydınlatır”. Atatürk
 
Yazan:aziz AKBAL
12 Şubat 2010 Felahiye-Kayseri

 
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol