Haydanlıya hayranım
Göksun/Doğankonak köyü

Hüzün Yili

HÜZÜN YILI
 
Yıl 1980… İhtilal yılları… Mevsimlerden ilk bahar. Adı bahar ama bahardan eser yok.Her taraf soğuk ve ayaz.Dışarıda diz boyu kar var.Köy halkı evlerinde tezek yakarak ısınmakta sobaların ve ocakların üzerinde tencereler fokur fokur  kaynamaktadır.Herkes sert ve uzun geçen kış günlerinde sıkıntıya düşmemek için ihtiyaçlarını ve tedbirlerini önceden alırdı.
 
Yeni bir ihtiyaç daha başlamıştı bu bahar mevsiminin başında. Kara sapanla tarlalar evlek evlek sürülecek,sonra keseklerin kırılması için ardın sıra tapan çekilecekti.Niçin yaparlardı bunu?

Ekim zamanıydı. Bir şeyler ekmek gerekiyordu. Arpa, buğday,mercimek,nohut gibi.Ekmek lazımdı çünkü köy yerinde başka geçim yolu da yoktu.Tek çare yaşamak için ya hayvancılık yada ziraatla uğraşmak gerekiyordu.Kısaca yemek için ekmek lazımdı.

Ekim alanlarından iyi verim almak için de bazı şartları yerine getirmek gerekirdi. Tarlayı nadasa bırakmak, ilaçlamak,iyi tohum ıslah etmek ve gübrelemek gibi.
 
Babam da o günün koşullarında 8-10 torba taban ve boy gübresi alır ve dışarıya koyar. Dışarıda bekleyen bu gübreler zamanla kesekleşmiş.
Bizimkiler evin odasına geniş bir naylon sararak kesekleşen bu gübreleri kırıp dağıtmışlar. Amaçları tarlaya gübre  atılırken topak topak düşmesin.Her tarafa saçılsın.
 
Ne var ki hiçbir tedbir ve önlem alınmamıştır. Ellerde eldiven ağızlarda maske yoktur.Aynı odada bütün hane halkı yatıp kalkmakta sobalar da tam gaz yanmaya devam etmektedir.Çünkü bizim diyarlarda ta mayısın ortalarına kadar yanar sobalar.Gübredeki kimyasal maddeler başta fosfor ve diğer bileşenler ısınında etkisiyle eve yayılır.Elini vuran vurmayan herkes zehirlenir.Kimimize az kimimize çok bulaşır.

Günün şartlarına göre biraz ihmalkârlık var desek de sonuçta bizler kadere inanmış Rahman-ı Rahim’e teslim olmuş kullarız.
Bize ne olduysa o  gün oldu, o gübreden oldu. Bizleri apar topar ilçede ki hastaneye götürürler.Kimimize zehri önler diye yoğurt  yedirdiler kimimize ayran içirirler.
Babamı Göksun devlet hastanesi Kayseri’ye sevk etmiş. Bazen imkanlar zorluyor insanı.Ve tedavi olmak için gidememiş Kayseri’ye.

Nihayetinde bizi alıp eve getirmişler.Sabah olmadan hanemizden 3 kişi eksilmiş,hepsi genç yaşta hayatlarının baharında  padişahlar padişahına ruhunu teslim etmişti.hepsinin ve cümle geçmişlerimizin ruhları şad makamları cennet olsun.Biz ondanız, Ondan geldik ,dönüşümüz yine O’na olacaktır.
 
Babam: adı Bayram evin tek oğluydu 36 yaşında hayata veda etti.
Kardeşim: adı Kemal ilk okul 5. sınıf öğrencisi 12 yaşında kaybettik
En küçük kardeşim adı Ahmet henüz beşikte kundağa sarılı 8 aylıktı
 
Ve ben henüz 4 yaşında olan bitenden habersiz hayal meyal hatırlamaya çalışıyorum tüm olanalrı.
Geride 34 yaşında gözü yaşlı dul bir kadın annem ve 5 kardeş kala kalmıştık.

Acısını yüreğimde hissedememiştim.Çünkü baba , babacığım diyemeden boynuna sarılmadan terk etmişti bizi.Artık evimizin direği yıkılmış sırtımızı yaslayacak dağlar kalmamıştı.
 
Peygamberimiz hz .Muhammed s.a.v. de önce eşi Hatice’yi sonra amcası Ebu Talibi kaybetmişti.Efendimiz bu olaylar arka arkaya yaşayınca  bu yılı  senetül-hüzün  olarak tarif etmemiş miydi? Yani acı ,gam,keder yılı..
İşte yaşadığımız bu acı hadise de benim için ve ailem için tarihe  HÜZÜN YILI olarak geçmiştir.
 
“Önemli olan ne kadar yaşadığımız değil,nasıl yaşadığımızdır”. (Bailey)
 
Yazan:aziz AKBAL
12 Şubat 2010 Felahiye-Kayseri

 
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol