Haydanlıya hayranım
Göksun/Doğankonak köyü

Elmalari Topraga Gömmek

ELMALARI TOPRAĞA GÖMMEK
 
Köyümüz Haydan….. Toprağı biraz kıraç, biraz taşlı birazda verimsizdi. Sulanabilir arazimiz hiç mi hiç yoktu. Bu nedenle köy halkı genelde hububat ürünleri eker bunların gelirleriyle geçimlerini temin ederdi. Alım güçleri düşük ceplerinde nakit para olmadığından alış verişlerinde genelde takas usulü yaparlardı. Köye gelen sebzecilere çinik çinik arpa buğday verilir karşılığında domates, biber, patlıcan alınırdı. Götürdüğümüz yetmezse torba torba taşırdık.
 
Dedim ya köyümüzün sulanabilir tarım arazisi, bağı bahçesi hiç yoktu. Olan 3-5 kişi de bahçelerini yüksek duvarlarla çevirmişlerdi ki başı boş hayvanlar girmesin, çoluk çocuk zarar vermesin. Köyümüzde meyve türü ağaçlara hiç rastlayamazdın? En bol meyve armuttu. Yüce rabbimin bir lütufu olsa gerek tarlalarda kendiliğinden çıkardı. Adına taş armudu,yaban armudu diyorduk.Zamanla ziraatçılar gelir yarma aşı yapardı. Sonunda bizim taş armutları koca koca aşı armudu olurdu.
 
Birde  Kel hoca denilen bir mevkiimiz vardı.Yanı başında da bir çeşme bir de havuz yapılmıştı.Kurtuluş gazisi dedemiz ve köyün ilk muhtarlarından Mevlüt Akbal’ın bağı ve elmalık bahçesi vardı burada .Yiğit lakapsız olmaz derler anlatılanlara göre  bizim dede de kabağı,kabak aşını çok severmiş ha babam ye bamam derken köylünün ağzına  sakız olur. Adı kalır Kabak  Mevlüt.
 
Bilirsiniz yaz meyvelerinden olan elma erken yetişir. Arkadaşlarla bir araya gelir bir az muziplik olsun, gırgır şamata olsun diye geze geze kel hocaya giderdik.
Elmaların yetkinliğine hamlığına bakmadan toplar cebimize koynumuza doldururduk.
Kimini yer yutardık, kimini de çok ekşi olduğu için yüzümüzü gözümüzü buruştur yere tükürürdük.Adımlarımızı hızlı hızlı atarak tez elden köye dönmeye çalışırdık. Bir yandan da türküler maniler söylerdik.
 
“Bir dilim iki dilim üç dilim elma, gel sarıl boynuma almasan alma”
Elma attım denize gidiyor yüze yüze, Ben vuruldum Filiz’e, Filiz Akın Evi yakın, Onu seven Cüneyt Arkın”.
 
Ceplerimiz elmalarla doluydu. Nefis bu karnımız dosyada gözümüz doymak bilmezdi.Kör olası şeytan yine kandırmıştı o çok sevdiğimiz Adem’le Havva’nın hikayesini yine unutturmuştu bizlere.
Halbuki her evde her komşuda olsaydı böylesine ziyankarlık yapar mıydık? Yapmazdık tabi ki.Önce İzin alarak yemeyi denerdik.Ama çocukluk bu ya helalinden yesen tadı çıkmazdı .ille çalacan.
 
Toplayıp ta arta kalan elmaları bu günün yarını da var diyerek evlerin bahçelerinde ki gizlice kazdığımız toprağa gömerdik. Orası bizim için en güzel stok ambarımızdı. Zaten kimsecikler de görmemişti. Arkadaşlar ve yaratanımız hariç!
Toprağa gömerdik ki ham olan elmalar güneş vurdukça toprak altında olgunlaşsın. Bir kaç gün sonra baktığımızda bizim elmaların yerinde yeller eser.
Çoğu çürümüş, soğulcanlara, karıncalara yem olmuştur.
 
Ey benim gazi dedem ruhun şad makamın cennet olsun.
Emeğine sağlık ellerine sağlık, hakkını helal et aziz dedem
Sadece biz değil cümle âlem nasiplendi bağından.
Keşke herkes senin gibi yarınları düşünse
Gelecek nesillere bağını bahçesini yatırım yapabilse…
 
 
Yazan: aziz AKBAL
12 Şubat 2010 Felâhiye-Kayseri

 
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol